Oturumlar

Bildiri metinleri 600-800 kelimeden oluşmalıdır. Metin, Times New Roman 12 punto olmalı ve her iki yana hizalı şekilde hazırlanmalıdır. Başlık, büyük harflerle kalın olarak yazılmalı ve ortalanmalıdır. Bildiride yer alan her yazara ait isim, kurum ve orcid bilgileri başlığın altında sola hizalı şekilde, italik yazılmalıdır. Kayıt esnasında yüklenecek olan bildiri dosyasının adı, bildiri başlığından oluşmalıdır (“Bildiri başlığı.docx” şeklinde).

 

C01- AFETLER VE AFET YÖNETİMİ – HÜSEYİN TUROĞLU

Afetler; doğal ya da insan kaynaklı olay ya da gelişmelerin ortaya çıkarttığı insan yaşamını olumsuz etkileyen, farklı boyutlardaki zarar ziyanı, can ve mal kayıplarını, doğal ortam koşullarında meydana getirdiği değişiklikleri tanımlayan birer sonuçtur. Depremler, iklim değişikliği, sel ve taşkınlar, kütle hareketleri, sıra dışı hava olayları, vb. ekstrem boyutlarda gerçekleştiklerinde, bu olaylar afetleri meydana getirebilirler. Afet Yönetimi; bu doğa olaylarının afete dönüşmesini, mümkünse önlemek, önlenemiyorsa zarar azaltmayı başarmak için yapılması gereken faaliyetler ve alınması gereken tedbirleri içerir.

  1. İstanbul Uluslararası Coğrafya Kongresinin bu oturumunda; konu ile ilgili araştırmacıların bir araya getirilmesi, gerçekleştiğinde yaşamımızda çok önemli değişikliklere neden olan afetler için Ne? Neden? Nasıl? Nerede? Ne zaman? vb. soruların tartışılması, araştırma sonuçlarının paylaşılması amaçlanmıştır.

C02- ANTROPOSEN – AHMET ERTEK

Sanayi Devrimiyle 1750 yılı esas alınıp, hemen o gün itibariyle olmasa bile, etkilerinin sonrasındaki yıllarda özellikle eldeki verilerin ışığında II.Dünya Savaşının sona ermesiyle, 1950’lerden günümüze (2018’lere) gerek Dünya’da ve gerekse insanın yaşadığı çevrede etkin bir şekilde değişimin görülmesinden dolayı “Antroposen” dönemine girilmiştir. Henüz jeolojik devirler içine sokulması bakımından tartışmalı dahi olsa, yaşadığımız son 250-300 yıllık süreyi kapsayan yeni bir dönem olarak, kentleşme, sanayileşme, özellikle de “Küreselleşme Çağı” olarak Antroposen artık karşımızda durmaktadır. Bu dönemin önemi coğrafyacılar kadar; diğer disiplinler tarafından da iyi bilinmektedir. Yeni çalışmaların ışığında Antroposen’in önemi gün geçtikçe daha da artacaktır. Bilgi Çağı, Bilgisayar Çağı, Robotlar Çağı bu dönemin en önemli alt dönemleri olmuştur ve daha da yenileri olacaktır. O nedenle, bireysel ve multidisipliner çalışmalarda; coğrafyacılara, jeomorfologlara, klimatologlara, arkeologlara, antropologlara, eskiçağ tarihçilerine, jeologlara, toprakçılara, biyologlara; ziraat, çevre, orman mühendislerine ve diğer doğa bilimcilerine çok iş düşmektedir. Bu oturumda, o nedenle birçok farklı disiplin tarafından “Antroposen devrinin” kanıtlarının ortaya konulmaya çalışılacaktır.

 C03- ARAZİ KULLANIMI VE MEKÂNSAL ANALİZ – MESUT DOĞAN

Yeryüzünde araziler gerek beşerî kullanımlar (land use) gerekse doğal örtü tabakası (land cover) bakımından çeşitlilik gösterirler. Nüfus artışı ve şehirleşmenin hız kazandığı günümüz dünyasında arazi örtüsü ve kullanımlarında hızlı değişimler yaşanmaktadır. Sınırlı bir kaynak olan arazilerin sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi için arazilerin özelliklerinin tespiti ve izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Günümüz bilgi ve teknolojik gelişmelerinin ışığı altında, arazilerin sürdürülebilir kullanımı önem kazanmıştır. Bu kapsamda Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi uygulamalar çeşitli mekânsal analizlerin yapıldığı, arazilerin planlanması, yönetimi ve izlenmesinde kullanılan etkin araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu başlık mekânsal analiz, arazi kullanımı, arazi kullanımı değişimi, arazi kullanım politikaları, arazi planlanması, arazi yönetimi- izlenmesi vb. konularda çalışmalar yapan araştırıcıları bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.

C04- COĞRAFYA EĞİTİMİ – AHMET ERTEK

Coğrafya, tanımlanmış bir perspektifi olan, bilgi ve beceriye sahip akademik bir disiplin ve aynı zamanda bir okul konusudur. Coğrafya Eğitim ise, coğrafi perspektifleri, kavramlarını ve becerilerinin kazanımını ifade eder. Coğrafi araçların ve bakış açılarının kazanımlarına sahip olan öğrenciler, canlı ve cansız dünya arasında, insan kültürleri ile doğal kaynak kullanımı arasında ve insanın siyasi mekân organizasyonu ile gıda güvenliği arasında önemli bağlantılar kurmayı öğrenmektedirler. Coğrafya eğitimi, örgün eğitimin zorunlu bir parçasıdır. Bu açıdan Coğrafya pasif bir konu değildir. Basitçe anlatılması ya da ezbere dayalı bir sistem içerisinde ele alınması beklenmemelidir. Bu oturumda Coğrafya Eğitiminin tüm boyutlarıyla ele alınması ve tartışılması beklenmektedir.

C05- COVID-19 KÜRESEL SALGINININ TURIZM COĞRAFYASINA YANSIMALARI – GÖZDE EMEKLİ

Turizm coğrafyası araştırmaları uzun süre turizm hareketlerinin belirli coğrafi coğrafi bölgede gelişmesi, turistik bölgenin coğrafi sınırlarının belirlenmesi, turistik çekiciliklerin saptanması, turizm potansiyeli, turizmin etkileri, ulaşım-erişim olanakları, turistik yoğunlaşma-mevsimsellik, sürdürülebilir ve alternatif turizm yaklaşımları, ulusal veya uluslararası turistik bölgeler coğrafyası ile sınırlanırken (Özgüç, 2007, Aktaş, 2008), Postmodern dönem olarak adlandırılan günümüzde turizm-coğrafya ilişkileri yeni boyut kazanmıştır. Özellikle turizmin mekânsal boyutunu inceleyen turizm coğrafyası, seyahat amaçlı hareketliliğin coğrafyalarını da irdelemektedir (Kervankıran, Sert Eteman & Şardağ, 2019).Başka bir anlatımla turizm coğrafyası ulusal ve uluslararası turizmde küreselleşmenin gücünü, bölgeselleşmeyi, yoğunlaşan hareketliliği, küresel turizmin farklı boyutlardaki etkilerini, turist hareketlerini, turizm ve göç ilişkisini, turizmde mekânın yeniden üretim ve tüketim süreçlerini, değişen tüketim biçimlerinin turizm deneyimlerine etkisini, değişen turist bakışı ve davranışını anlamamızı kolaylaştıran teorik alt yapı oluşturmaktadır (Hall,2015). Bugün küreselleşme -turizm-teknoloji-mesafe-sosyal medya-paylaşım ekonomisi ilişkileri, turizm coğrafyasında mekanın anlamı, değişen algısı, turist, yerel halk, turizm işletmeleri, turizm-kadın bağlamı araştırmalarının yanında, iklim değişikliği, doğal afetler- kuraklık-savaşlar-göçler-nükleer patlamalar-ekonomik ve siyasi krizler-güvenlik-salgın hastalıklar-turizm ilişkileri turizm coğrafyasının araştırma konularına eklenerek, geleneksel turizm coğrafyası çalışmalarının önüne geçmeye başlamıştır.

Bu bağlamda turizm ve seyahat hareketliliğinin Covid-19 salgını ile ilişkileri de yeni bir anlam ve araştırma alanı yaratmaktadır. 2020 yılındaki Covid-19 salgını, tüm insanlığı tehdit eden krize dönüşerek küresel bir sorun oluşturmuş ve küresel tedbir almayı zorunlu kılmıştır. Seyahat kısıtlamaları, ülkeler ve insanlar arası temasın azaltılması, nüfusun yoğun olduğu büyük kentlerdeki vaka sayıları ve dağılışları, ikinci konutlarına, tenha-izole yerlere kaçan insanlar, durma noktasına gelen ekonomi ve seyahat-konaklama faaliyetlerinin analizinde coğrafya ve turizm coğrafyasının etkin bir güç olduğu, yaşanılan coğrafyanın anlaşılmasının, algılanmasının ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir. Özetle salgın; modern turizm arzının sürdürülebilir olmadığını tartışarak bireyselleşen turizm etkinliklerini, sosyal mesafe, hijyen, izole tatil, güvenli turizm anahtar sözcükleriyle özetleyebilir konuma ulaştırmıştır (Haywood, 2020). Turizm hareketlerinde artık Covid-19 bir milat oluşturmuş, salgın öncesi/sonrası şeklinde turizm ve turizm coğrafyası araştırmaları planlanmaya başlamıştır.

C06- ÇEVRE SORUNLARI – SÜHEYLA AKOVA

İnsan yeryüzünde gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle doğadan yararlanmakta ve yararlanma sürecinde doğayı bozmakta ve çeşitli derecelerde zarar vermektedir. Dünya nüfusunun hızlı artışı, yanlış arazi kullanımı, sanayileşme, yanlış şehirleşme, trafik yoğunluğu ve insanların gittikçe artan talepleri, artan talepleri karşılamaya yönelik üretim artışı, üretimin gerçekleştirilmesi için artan hammadde ihtiyacı, doymak bilmez ihtirasları gün geçtikçe doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Bir taraftan doğal kaynaklar üzerindeki şiddetli baskı devam ederken diğer taraftan bu baskıları önlemek adına çalışmalar sürmektedir. 1869 yılında ilk defa Massachusees’te Halk Sağlığı Komitesince ele alınan çevre sorunları, 1972 yılında Stockholm’de uluslararası bir toplantıda ele alınmış ve daha sonra yoğun olarak birçok sivil toplum ve birçok kurum ve kuruluşun gündeminde yer almıştır.

İnsan ve çevre ilişkisi ve bu ilişkide çevre sorunları coğrafyanın önemli bir konusunu oluşturmaktadır. Bu sorunlar temelde şehirlerde ve kırsal alanlardaki yanlış arazi kullanımları, Hava kirliliği, Su kirliliği, Toprak kirliliği, gibi başlıklar altında ele alınabilir.

C07- EKSTREM İKLİM OLAYLARI VE ATMOSFERİK AFETLER – ZAHİDE ACAR

İklim değişikliği ve iklim değişkenliği kapsamında sıklıkla yaşanan ekstrem iklim olayları önemli ölçüde yaşamsal tehditleri de beraberinde getirir. İklim değişikliğine bağlı olarak ekstrem olayların frekansının ve bu olaylardan etkilenebilecek alanların her geçen gün artacağı birçok iklimbilimci tarafından öngörülmektedir. Türkiye genelinde yaşanan afetler sınıflandırıldığında afetlerin büyük bir kısmı birincil ya da ikincil olarak atmosfer kökenlidir.

Türkiye genelinde sınırlı alanlarda ve çok nadiren gözlenen hortum olayı da artık alışılagelen bir hadise olarak kayıtlara geçmektedir. Birçok atmosferik kökenli afetin son yıllarda artma yönünde eğilimler sergilediği de yapılan çalışmalar ile belirtilmektedir.

Bu kapsamda, Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz Havzası genelinde gözlenen iklim parametrelerindeki değişiklikler/değişkenlikler ve ekstrem olaylara bağlı olarak gelişen atmosferik kökenli afetlerin özel bir başlık altında toplanması amaçlanmıştır. Atmosferik kökenli afetler kapsamında çalışan araştırmacıların bilgi paylaşımı sağlayabilecekleri bir platform oluşturulması oturumun başlıca amacıdır.

C08-ENERJİ VE ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI – İSMET AKOVA

Sanayi devriminden önceki zaman diliminde yararlanılan enerji kaynaklarının yerine önceleri kömür daha sonraları ise diğer fosil enerji kaynaklarının kullanılmaya başlanmasıyla birlikte endüstriyel faaliyetler öncesiyle kıyaslanamayacak kadar gelişmiş ve farklılaşmıştır. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak her türlü enerji kaynağı önem kazanmıştır. Böylece enerji kaynaklarını kontrol etmek veya kontrol etmek mümkün değilse enerji nakil güzergâhları üzerinde söz sahibi olabilmek için ülkeler sıkı bir rekabet içine girmiştir. Gelişmiş ülke konumuna ulaşabilmek için gelişmekte olan ülkelerin; ulaştıkları gelişmişlik düzeyini korumak ve sürdürebilmek için de gelişmiş ülkelerin enerjiye olan talepleri de artmaktadır. Ancak enerji kaynaklarının yeryüzündeki dağılımının eşitsiz olması, ülkelerin mevcut enerji kaynaklarından eşit oranda yararlanmasını engellemektedir.

Enerji sadece endüstriyel faaliyetler açısından değil, aynı zamanda sosyokültürel etkinlikler açısından da önemli olduğundan, sanayileşmenin ve kalkınmanın gerçekleştirilmesinden vazgeçilemez maddelerin başında yer almaktadır. Belirtilen bütün bu özellikler enerjinin aranan ve önemli bir madde olmasını sağlamaktadır. Enerjiyi zamanında, bol miktarda, kesintisiz, güvenilir ve ekonomik olarak sağlama arzundaki ülkeler, kaynaklarını çeşitlendirerek alternatifler geliştirmekte ve çeşitli enerji politikalarını hayata geçirmektedirler.

Belirtilen konuları içeren çalışmalar bu oturumda değerlendirileceklerdir.

C09- GENÇ COĞRAFYACILAR – KAAN KAPAN

Oturumun amacı: Coğrafya alanında çalışmalar yapan lisans (son sınıf) ve lisansüstü öğrencileri (Yüksek Lisans ve Doktora) bir araya getirmek, deneyim, tez ve araştırma sonuçlarını paylaşmak, iş birliği imkânlarını geliştirmektir.

Bu oturum ile genç coğrafyacılar, sözlü ve poster bildiriler aracılığıyla tamamlamış oldukları ya da sürdürdükleri tez çalışmalarını sunacakları ve tartışmaya açacakları ortam bulacaklardır.

Bu oturum ile ülke genelindeki coğrafya bölümlerindeki öğrenci kulüp/toplulukların bir araya getirilmesi de hedeflenmektedir.

C10- KENTLEŞME VE KENTSEL SORUNLAR – BARBAROS GÖNENÇGİL

İnsanoğlu, göçebelikten kentleşmeye varan bir süreçte modern, büyük ve daha karmaşık metropol ve mega kentlerde de yaşamaya başlamıştır. Geçmişten itibaren kent kavramının tanımı çok farklı bilim dalı tarafından ele alınmıştır. Kent kavramı ve buna bağlı olarak kentleşme ve kentsel sorunlar çok yönlü bakış açılarıyla çalışılmaktadır.

Dünyada ve ülkemizde nüfus artışına, sanayileşmeye ve diğer ekonomik faaliyetlere bağlı olarak başlayan kentleşme hareketi; ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda bir değişim meydana getirmiştir. Kentleşmeyle birlikte insanların daha iyi şartlarda yaşama isteği de artmaya başlamıştır. Böyle istekler bazı kentlere olan ilgiyi arttırmıştır. Kentleşme, stabil bir olay olmayıp gelişme ve değişim içinde devam eden bir süreçtir. Bu süreç dünya üzerinde farklı sahalarda ve farklı zamanlarda başlamıştır. Kent sayısının artması anlamında kullanılan kentleşme, aynı zamanda kentlerde yaşayan nüfusun artması olarak da karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak kentleşme, nüfus hareketi olarak görülse de toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel değerleri de ön plana çıkmaktadır.

  1. Dünya Savaşı sonrası dünyanın pek çok bölgesinde ortaya çıkan sosyo ekonomik sıkıntılar nispeten daha iyi durumda olan kentlere doğru bir göç hareketi başlatmıştır. Başta ekonomik, sosyal ve güvenlik olmak üzere göçe bağlı olarak meydana gelen kentleşme hareketleri beraberinde birçok sorunu da ortaya çıkarmıştır. Ekonomik ve sosyo-kültürel anlamda gerçekleşen kentleşme sürecinde gerekli önlemler alınmadığından her alanda çok çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle yoğun göç alan kentlerde kalabalıklaşma, çarpık yapılaşma, işsizlik, pahalı yaşam, eğitim, sağlık, gürültü, trafik problemi, güvenlik, planlama vb. gibi sorunları da meydana getirmiştir. Bu bakımdan dünyada kentleşme süreci ve sorunlar hem yerel hem de merkezi yönetimler tarafından dikkatle takip edilmektedir. Böylece bu oturumda kentleşme ve kentsel sorunlar çok farklı bilim insanları tarafından ele alınacak ve çalışılacaktır.

C11- KIYI MORFOLOJİSİ VE YÖNETİMİ – ALİ UZUN

Bu oturumda kıyı şekilleri, şekillendirme etmen ve süreçleri, kıyı morfolojisini etkileyen beşeri yapılar ve kıyı kenar çizgisi uygulamaları tartışılacaktır.

 C12- MEKÂN, DEĞER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SORUNU – ELİFE KILIÇ

Coğrafyada sürdürülebilirlik, sadece coğrafi anlamda değil, diğer alanlardan mekânın, çevrenin, doğanın ve dünyanın sürdürülebilirliği açısından da inceleme konusu edilmesini gerektirmektedir. Özellikle son yıllarda artan disiplinlerlearası çalışmalar, insanın ve insanla ilgili konuların çok yönlü ele alınması, problemlerin çözülmesine önemli katkı sağlamaktadır. Bu amaçla, mekânı, çevreyi ve dünyayı nasıl anlamlandırıp konumlandırdığımız aynı zamanda onun sürdürebilirliğini de etkilemekte ve yer yer belirlemektedir. Bu oturumun amacı, mekâna felsefî ve değer açısından yaklaşımlar çerçevesinde mekânın anlamlandırılması, konumlandırılması ile sürdürülebilirlik problemine açıklık getirmeye çalışmaktır. Böylece, yaşadığımız mekânların kullandığımız anlam çerçevelerine göre nasıl sürdürebilir olduğu sorununa da farklı bakış açıları ortaya çıkmış olacaktır.

 

C13- NÜFUS, NÜFUS POLİTİKALARI VE GÖÇLER – ÖZLEM SERTKAYA DOĞAN

Disiplinlerarası platformda yer alan nüfus konusundaki araştırmalar her geçen gün artarak devam etmektedir. Dinamik yapıya sahip olan nüfus özellikleri kısa sürelerde değişiklik gösterebilmektedir.  Bu bağlamda, geleceğe dair nüfus planlama çalışmalarına yön veren uygulamaları içeren nüfus politikaları, nüfus projeksiyonları, nüfus bileşenleri ve bunlar arasındaki etkileşimin mekânsal yansımalarını içeren çalışmalar bu oturumda ele alınacaktır.  Ayrıca, nüfus hareketleri kapsamında değerlendirilen göç araştırmaları, dünya genelinde yaşanan sosyo- kültürel ve ekonomik etkileşim ile uluslararası ilişkiler bağlamında ön plana çıkan çalışma alanları içindedir. Göç olayının yaşandığı hedef ve orijin sahalar ile transit geçiş bölgeleri ve bunlar arasındaki karşılıklı etkileşim, sosyal ve kültürel yapıda meydana gelen değişimler, iç ve dış göç araştırmaları seksiyonda ele alınacak konulardandır.

C14- ORTA ASYA VE KAFKASLAR ÖZELİNDE BÖLGESEL JEOPOLİTİK – KAAN KAPAN

Bölgemizin yakın tarihi içerisinde dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan çehresini değiştiren en önemli olaylardan birisi de şüphesiz 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıdır. Yıkılış süreci sonrasında ortaya çıkan bağımsız devletler dünyanın siyasi haritasını değiştirdikleri gibi, özellikle Türk Devletleri ile Türkiye arasında yakın ilişkilerin kurulması gündeme getirilmiş ve hızla Türkiye ile söz konusu ülkeler arasındaki jeopolitik vb. hususlar irdelenerek çeşitli araştırmaların yapılmasının önemi üzerinde durulmuştur. Türkiye, bu bölgedeki devletlerin ekonomik, siyasal ve sosyal ihtiyaçlarına cevap verebilecek ve kültürel gelişmelerine hizmet edebilecek bir konuma ve güce sahiptir. Söz konusu bölgede yer alan devletler ayrıca birçok zengin doğal kaynağına sahiptir. Ancak söz konusu unsurları büyük pazarlara ulaştırmada çeşitli sıkıntılarla karşılaşması beraberliğin önemini daha da arttırmaktadır. Kafkas ve Orta Asya ülkeleri, pazar arayışlarında ve kalkınma süreçlerinde erişmeye çalıştıkları Batılı ülkelere, Türkiye üzerinden bağlantı kurmaları büyük bir avantaj sağladığı ve sağlayacağı açıkça görülmektedir. Ortak dil, din ve kültürel bağların olduğu ülkeler (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan) ya da diğer bölge ülkeleriyle (Ermenistan, Gürcistan ve Tacikistan) siyasi, askeri, stratejik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda birliktelik yeni dünya düzeninde önem arz etmektedir. Söz konusu bu oturumunda; ulusal ve uluslararası araştırmacıların Jeostrateji, Jeoekonomi ve Jeokültür gibi tüm alt başlıklarda dahil olmak üzere başta jeopolitik konusunda ve bu ülkelerle ilgili diğer tüm konularda tecrübe ve birikimlerini paylaşımcı yaklaşımlarıyla katkı sunmaları beklenmektedir. Bu itibarla, şimdiden söz konusu bu oturuma katılarak sempozyumun hedeflerine ulaşmasında katkıda bulunan tüm akademisyen ve araştırmacı meslektaşlarımıza şimdiden teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

C15- SU YÖNETİM VE PLANLAMASINDA COĞRAFYA – ATİLLA KARATAŞ

En önemli ve ikame edilemez doğal kaynaklardan biri olan suyun gerek fazla, gerekse az olmasıyla ilgili birçok problem söz konusudur. Değişken, çok bileşenli ve hareketli doğası sebebiyle araştırılması da planlanıp yönetilmesi de büyük zorluklar barındıran bu hayati kaynağın her türlü muhtemel senaryoya göre tetkik ve değerlendirmesinin yapılması bilhassa suya olan talebin ve su kaynakları üzerindeki baskının arttığı günümüz dünyasında bir mecburiyettir. Meteorik su potansiyelinin tespiti, hidrojeolojik koşullar, yüzeysel akış ve depolama gibi farklı disiplinlerin konusu olan veri setlerinin birbiriyle ilişkilendirilerek sebep-sonuç ve mekansal dağılış ilkeleri çerçevesinde planlamaya esas teşkil edecek şekilde yorumlanması şüphesiz en çok da bu farklı yönlerin her birisi ile ilgili alt bilim dallarını ihtiva eden coğrafi disiplinle en etkili şekilde gerçekleştirilebilecektir. Bu sebeple coğrafya sistematiği ve perspektifi suların yönetim ve planlamasında benimsenmesi gereken yaklaşım biçimi olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla sempozyum kapsamında su kaynaklarının yönetim ve planlamasına yönelik coğrafya çalışmalarının sunulacağı bir oturumun da bulunmasının yerinde bir uygulama olacağı düşünülmektedir.

C16- TURİZM, ALTERNATİF TURİZM, SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM – SUNA DOĞANER

Oturum kapsamında;

Kaynağını doğal kaynaklardan alan jeomorfoturizm, mağara turizmi, volkan turizmi, kanyon turizmi, alpinizm, klimatizm, deniz turizmi, göl turizmi, akarsu turizmi, botanik turizmi vb. turizm tipleri; Kaynağını kültürel kaynaklardan alan prehistorik turizm, arkeolojik turizm, tarihsel turizm, inanç turizmi, mutfak turizmi vb. turizm tipleri; Yeni turizm eğilimleri (yavaş turizm, yaratıcı turizm, niş pazarlama, özel ilgi turizmi, sorumlu turizm, düşük etkili turizm); Turizmin ekonomik etkisi, küreselleşme ve turizm; Bir yörede imkânlar ölçüsünde geliştirilebilecek alternatif turizm tipleri (kırsal turizm, yayla turizmi, çiftlik turizmi, tarım turizmi, spor turizmi); Sürdürülebilir turizm kapsamında turizmin mekânsal etkileri, ekoturizm yaklaşımı, mekânı etkileyen turizm algısı; konularında bildiriler kabul edilecektir.

 C17- ÜLKELER COĞRAFYASI – AYŞE NUR TİMOR

Dünyanın farklı bölgelerinde yer alan farklı ülkelerin çeşitli fiziki (yüzey şekilleri, iklim, bitki örtüsü, toprak, su kaynakları) ve beşerî (siyasal yapıları, nüfus, yerleşme, kültürel özellikleri, ekonomik yapıları) özellikleri ile dünyadaki önemlerini kapsayan çalışmalar bu bölümde / oturumda değerlendirilecektir.

C18- YEREL VE BÖLGESEL KALKINMA – MUZAFFER BAKIRCI

Oturumun konusu yerel ve bölgesel kalkınmadır. Dünyada yaşanan küresel ekonomik gelişmenin yerel ve bölgesel ölçekte yansımaları ile ilgili çalışmalara oturumda yer verilecektir. Özellikle Türkiye bağlamında, yerel ve bölgesel kalkınma ile ilgili sorunların tespiti, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltıcı politika ve uygulamaların yansımaları oturum kapsamında değerlendirilecektir.